Soru: Ölüm döşeğinde olan kişi, daha önceden tutmaya vakti ve kudreti olduğu halde tutmadığı oruçlar için ne yapmalıdır?
FETVA
Allah Teala “İçinizden kim bu aya yetişirse onu oruçlu geçirsin.”[1] buyurarak müminlere oruç tutmayı farz kılmaktadır. Bundan dolayı herhangi bir özrü olmadan orucunu bozan kişi günahkar olur.[2] Nitekim Cenâb-ı Hak “Amellerinizi iptal etmeyin.”[3] buyurarak başlanılan ibadetleri ikmal etmeyi emretmektedir. Ancak Allah ﷻ bir müminin, hastalık veya sefer halinde oruç tutmayabileceğini, bu iki durumun geçerli bir özür olduğunu bildirmekte ve bu kişilerin tutamadıkları oruçları güne gün kaza etmelerini emretmektedir.[4]
Oruç tutmaya gücü olmayanlar ise fidye verir.[5] Nitekim Allah Rasulü de ﷺ “Kişi, Ramazan’da hastalandığından dolayı tutamadığı orucunu kaza edemeden ölüm döşeğine düşerse, onun adına fidye verilir.”[6] buyurmaktadır. Bundan dolayı fukaha, ölüm döşeğinde olan kişinin daha önceden tutmaya vakti ve kudreti olduğu halde tutmadığı oruçların fidyesinin verilmesine dair varislerine vasiyette bulunmasının vacip olduğunu ifade etmektedir.[7] Bu hususta Hanefilerle Şafiîler arasında bir ihtilaf yoktur.[8]
Hanefilere göre kişi, tutmadığı oruçlar için fidye verilmesini vasiyet ederse varisler, terikesinin (ölenin geride bıraktığı mallar) teçhiz-tekfîn masrafları ve borçlar ödendikten sonra geriye kalanın üçte birine tekabül eden kısmıyla bunu vermek zorundadır. Fidye tutarının terikenin üçte birinden fazla olması halinde ise, varisler fazlasını ödemek zorunda olmamakla birlikte tamamını karşılamaları evlâ olandır. Hiç vasiyet edilmemesi halinde ise varislerin, yakınlarının tutamadığı oruçlar için fidye verme zorunluluğu olmamakla birlikte bunu ödemeleri menduptur.[9] Şafiî fukahasına göre ise, borç olarak kabul edildiğinden üçte birle sınırlandırılmadan fidyenin tamamı ödenir.[10]
[1] Bakara, 2/185. “فَمَن شَهِدَ مِنكُمُ ٱلشَّهۡرَ فَلۡیَصُمۡهُۖ”
[2] Alâuddîn Ebu Bekir b. Mes’ûd el-Kâsânî, Bedâiu’s-Senâi’ fî Tertîbi’Şerâi’ (Beyrut: Dâru’l-Kutubi’l-İlmiyye, 2010), 2/606.
[3] Muhammed, 47/33. “وَلَا تُبۡطِلُوۤا۟ أَعۡمَـٰلَكُمۡ”
[4] Bakara, 2/184.
[5] Bkz. Bakara, 2/184.
[6] Ebu Davud, Sıyam, 41 (Hadis No: 2401); Tirmizi, Savm, 23 (Hadis No: 718). “إِذَا مَرِضَ الرَّجُلُ فِى رَمَضَانَ ثُمَّ مَاتَ وَلَمْ يَصُمْ أُطْعِمَ عَنْهُ”
[7] el-Kâsânî, Bedâiu’s-Senâi’ fî Tertîbi’Şerâi’, 2/625.
[8] Ebü’l-Mehâsin Fahrülislâm Abdülvâhid b. İsmâîl b. Ahmed et-Taberî er-Rûyânî, Bahrü’l-mezheb fî fürûʿı meẕhebi’l-İmâm eş-Şâfiʿî (Beyrut: Dâru’l-Kutubi’l-İlmiyye, 2009), 3/280-281.
[9] el-Kâsânî, Bedâiu’s-Senâi’ fî Tertîbi’Şerâi’, 2/626.
[10] Şemsuddîn Muhammed b. Muhammed el-Hatîb eş-Şirbînî, Muğni’l-Muhtâc İlâ Ma’rifeti Me’ânî Elfâzi’l-Minhâc (Beyrut: Dâru’l-Kutubi’l-İlmiyye, 2011), 1/587.